Hz. Ömer’deki Adalet ve Devlet Anlayışı Yahut Siyasette İbret Aynası

05 Eylül 2012

Büyük şair Akif’in deyimiyle;

 

“Önce dehşetli zıpırken, nasıl olmuş da Ömer;

Öyle bir adle sarılmış ki değil kâr-ı beşer?”

 

Şecaati, cesareti, adalet şuuru, devlet yönetimi anlayışı; yerinde tevazu, asaleti ve seciyesi ile Hz.Ömer, diğer halifeler gibi farklı, sui jeneris, başka, bambaşka bir insandır.

 

Safahat’taki Kocakarı ile Ömer Hikâyesinde; yanında memuru ile dolaşıp, bir nevi teftiş görevindedir. Bir evde, zavallı yaşlı bir kadın aç bîilaç çocukların ocakta taş kaynatmakta ve çocukları yemek pişiyor ümidiyle uyutmaktadır. Ne hazin, ne acı, ne müthiş bir manzara… Dünyanın önünde titrediği halife kapıyı çalar, içeri müsaade isteyerek bakar ve kadına neden durumu, Halife’ye, Ömer’e bildirmediğini, yardım istemediğini sorar. İşte tarihe geçen kahırlı ve hazin söz kadının ağzından çıkar; “Ömer de kim? Benim ondan kerîm adamdı babam!”

 

Şüphesiz halife çok üzülür. Bu devrin, mağrur siyaset ve ikbal adamlarının değil, bir gerçek devlet adamının ideal ölçülerine göre; Halife kendisini o kadar sorumlu hisseder ki, Akif’in ifadesiyle “Değil kâr-ı beşer?”

 

Veya “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa bir koyunu;

Gelir de Adl-i ilâhi Ömer’den sorar O’nu;”

 

O Ömer ki, mutlak dalalette bile tersinden farklı bir mertlik ve cesaret sahibi… Bu tersinden fazilet ve mertlik ölçüleri bir defa Hak yoluna dönerse; tarifi ve tasviri namütenahi zor bir hidayet ve ruh inkılâbı tecelli edecektir. Nitekim öyle olur. Bütün insanlığın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı, N. Fazıl Bey’in deyimiyle “Çöle ve bütün zaman ve mekâna inen Nur.”  veya  “ O ki, Varlık O yüzden!” Peygamberler Hatemi Hz. Peygamberi öldürmek için Müslüman olan kız kardeşinin evine giden Ömer, eve girmeden, farklı, çok farklı, ta cennetten gelen, istiğrak ve iman dolu Kuran sesini duyunca adeta şoke olur, yeniden doğar, kapıdan içeri girer, kız kardeşine “Ne okuduklarını sorar. Hiç çekinmeden, Mutlak Mesajı, Kuran’ı okuduklarını söyler. Ve o an… Kâinatın en saadet dolu anlarından birisi… Kâinat çapında bir bahar zuhur eder. Hz. Ömer’den bütün gerçeklerin ve bütün sözlerin en güzeli “Kelime-i Şahadet” ifadesi ilan edilir. Artık Medine, Müslümanlar, Arabistan, Bütün dünya başkadır. Her şey değişmiştir. Değişmeyen değişecektir. İstikbal inkilabatı içerisinde en gür seda İslam’ın olmuştur, olacaktır.

 

İşte bu adil halife, bu Ömer, Medine’de bir gece yarısı, zavallı bir kadının evinde şahit olduğu manzara karşısında; kadından biraz izin isteyerek yardımcısıyla beraber, Beytülmal’in deposuna koşar. Bir çuval un, yağı diğer erzakı sırtlarına alırlar, eve gelirler. Kocakarı şaşırır. Ve o anda artık Ömer’i tanır. Bu asaleti; bu adaleti;  merhameti; dirayeti, mürüvveti, necabeti kimler yapabilir ki? Ancak Hz. Ömer gibi birisi…

 

İşte bu Ömer, bir gün camide vazederken şu soruyu cemaate sorar;

 

“Ömer de bir fanidir. O da diğer insanlar gibi yanlış yapabilir, hata işleyebilir. O insanüstü bir layüsel ve layuhtuhî (hatasız) bir kimse değildir.

 

Bir halife olarak böylesine vasi ve müthiş bir yetki ve sorumluluk altında kalan Ömer, eğer bir hata, zulüm, haksızlık yapacak olursa (bilmeden de olsa) O’nu bu yoldan döndürecek kim olabilir?

 

O, anda cemaat içinde bulunan bir bedevi Arap, ayağa kalkar, kılıcını çeker ve haykırır ; “Ya Ömer! Böyle bir olay vuku bulursa, ilk önce, şu kılıcımla ben seni Allah’ın yoluna davet ederim! Bir bedevi ( çöl Arap’ından) Arap’tan sadır olan bu ifade öylesine müthiş ve elindeki kılıç gibi keskin bir söz… Herkes şaşkın ve susmuş!

 

İşte o, adeta kâinatta bütün hareketin sustuğu demde, Hz. Ömer çok sevinir, heyecanlanır. Ellerini dua makamına kaldırır. Allah’a şükreder. “ Beni yanlıştan doğruya yöneltecek, kılıcı ile bana doğruyu gösterecek kimseler olduktan sonra gam yemem artık…

 

İşte, bir çöl ikliminde, o devre göre cereyan eden en demokratik ve en hümanist hadise karşısında, o gün ve bugün, bütün Batı, ileri geçinen ülkeler, hak ve hukuk savunucuları İslam’ın adalet, hakkaniyet, hukuk, nasafet, merhamet, kriterlerini düşünmeli ve ibret almalıdır.

 

Vaktiyle, bir toplumda, eski bir siyasi parti genel başkanı sıfatıyla, önemli zatların ( eski ve yeni milletvekillerinin, bürokratların, ilim adamlarının, devlet adamlarının teşrif ettiği ) toplantıda şahsıma günümüzde siyaset ve meseleleri konulu bir konferans verdirmişlerdi.

 

3-4 yıl önceki bu konferansımda, bir mana ve iman adamının deyimiyle; siyasetin 2 türü olduğunu; “Menfi siyaset ve müsbet siyaset ayrımını!” Bir eski politikacı olarak 10 yıldan fazla politikanın bizzat, bilfiil içinde bulunduğumu; bunun 3,5 yılını çetin ve cüretkâr bir siyasi mücadelede genel başkan olarak geçirdiğimi anlatmış; “ Kendi partisindeki eşkıyayı evliya-karşı partideki evliyayı eşkıya” gören ve gösteren bir yanlış politik anlayışın ne kadar zararlı olduğunu tebarüz ettirmek istemiştim.

 

Bu arada, yukarda arzettiğim Hz. Ömer Efendimizin cihanşümul manada tarihi yiğitliğini ve bedevi Arap’ın da adalet ve murakabe ruhunu analiz ederek şunu söylemiştim. “Bugün, en zayıf bir tabela partisinin genel başkanına karşı Hz. Ömer’e bedevi Arap’ın gösterdiği cesareti gösterecek insan var mıdır? Bu ne derece mümkündür? O devirle, bu medeni devri kıyaslayabilir miyiz? Diye sorduğum zaman bir kısmı kaç yıllık yakın dostlarım olan yeni veya eski kalantor siyasetçi arkadaşlarımın konuşmamı dinlemeyerek yukarı kata çıktıklarına üzülerek şahit oldum. O zaman Fuzuli’nin şu beyti aklıma geldi.

 

“ Ger derse Fuzuli ki, güzellerde vefa var,

Aldanma ki şair sözü elbette yalandır!”

 

Bugün maalesef halkımız bir kısım politikacıların sözünü böyle anlıyor.  Ancak, aklı başında makul ve dirayetli bildiğimiz birçok dostlarımızdan, “Bugünün sahabe devri olmadığını! Herkesin haddini bilmesi gerektiğini, eğer bir partide, tek söz söyleyen ve sözü dinlenen lider olmazsa; adeta anarşi doğabileceğini, bu günde; Türkiye gibi ülkelerde halkın sanki efsane bildiği karizmatik liderler olmazsa, kitlelerin belli yönlere kanalize edilemeyeceği gibi görüşler de ileri sürülmektedir.

 

Benim aciz görüşüm; ilkeden, idealden, insanı ölçü alan metafizik hummadan uzak olan bir siyasetin toplum kahramanları ihdas edebileceği; ancak kahraman toplumlardan mahrum kalacağımızdır.

Ahmet Rüştü Çelebi

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: